Hepimiz farkındayız!
Hepimiz gün bize ne getiriyorsa razı geliyoruz.
Ülkemizde her gün farklı bir şey yaşanıyor.
Gündem sürekli değişiyor.
Dışsal uyarıcı çok fazla.
Kendimizle baş başa kalamıyoruz.
Belki de kalmak istemiyoruz. Günler nasıl geçiyor hatırlamıyoruz.
Herkes yorgun, herkes bitkin, herkes akışına bırakmış günü kurtarmaya çalışıyor.
Gerçekten olması gereken de bu mu?
Gün içinde hangimiz sakin kalıyoruz?
Bu kadar yoğun tempo, bu kadar mücadele “gerçekten hayat bu mu?” diye sormadan edemiyoruz.
Ya da birileri biz bunlarla uğraşırken farklı şeyler düşünmeyelim diye sistem denen çarkın içerisinde bizi istediği kalıplara mı sokuyor….
Dünya; para, gösteriş ve aşırı lüks üstüne kurulu…
Yani kapitalist sistem…
Bir tarafta suni bir şekilde çılgın bir yaşam devam ederken diğer tarafta açlık, sefalet, savaş….
Kimse dur demiyor, diyenin de durdurmaya gücü yetmiyor.
Her zamanki gibi ironik bir durum…
Bu satırları yazarken gerçekten kalbim sızlıyor. Hiçbir şeye gücümün yetmediğimin farkındayım. “Neden bu adaletsizlik”diye sormadan da edemiyor insan. Herkes ne yazık ki kendini kurtarma derdinde daha da acısı hayatta kalma mücadelesi içerisinde.
Takvim yılı değişti 2025’ten 2026’ya geçtik. Hepimiz dilek diledik; hem kendi adımıza hem dünya adına…. Sadece oradadilendiği anda kalacak o dilekler hepimiz biliyoruz.
Çocuklarımızın gelecek kaygısı, kaliteli yaşam sürdürülebildiği… Yani hep hepimiz kendi derdimizdeyiz. Yine hiçbir şey değişmeyecek. Bir taraftan çocuklara yapılan zülüm, kadınlara yapılan şiddet devam ederken, yine güçlüler kazanacak… Ve biz hala adalet diyeceğiz… Adaletin yanında vicdan istemeye devam edeceğiz.
Dünya insani tarihinde de siyasi tarihte de bilirim ki oyunları hep güçlüler kazanmıştır. Bir kaç inanmış insan ve sağlam bir medya…. İşte ne büyük koz. Sonrası aşırı gücün vermiş olduğu kibir ve yenilmezlik duygusu…
Fakat bir o kadar da ilahi adalet vardır. Sonra bir gün çanlar çalar… Büyümene izin veren güç yani sistem seni kendi çarkı içinde yok etmiş… Bu yazıya başlamadan önce farklı bir düşünce ile oturdum masa başına ancak duygularım, yaşanılanları görmezden gelmeme izin vermedi.
Hepimiz aynı duyguları paylaşıp sadece sessizce izleyip kendi aramızda konuşmaktan ileri gidemiyoruz. Ardından “vay be neler dönmüş kapılar ardında” diyoruz. Ve “daha neler var acaba” diye merak ediyoruz.
Bizler bu kadarı gördükten sonra çocuklarımızı “nasıl doğru insan yaparız” düşüncesiyle kendimizle daha büyük bir mücadele içine giriyoruz. Ne de olsa bir sonraki kuşağı, ülke yöneticilerini şu anda bizler yetiştiriyoruz. Gelecek bu, bilinmez sonuçta…
Çocuklarımıza yüklememiz gereken en özel kriterlerin “vicdan ve adillik” duygusu olması gerektiğine inanıyorum. Tabi “cesurluk ve empati” becerisinde gelişmiş olması gerekli. Dürüstlük, olmazsa olmazımız. Bu kadar duyguya sahip olan birey oldukça da dürüsttür sonuçta.
Bizler göremeyiz belki ama gelecek nesillerin şeffaf, nazik, eşit ve doğru standartlarda yaşayabilmesi için bu duygular en ihtiyacı olanlar.
Dürüst olmalı; en kıymetlimiz…
Adil olmalı; doğruya ve yanlışa olması gerekeni yani “etik ve ahlak kuralları” uygulayabilmeli…
Vicdanlı olmalı; yaşayan herhangi bir canlıya zulüm edilirken vicdanın sesini empatiyle dinyebilmeli…
Cesur olmalı; cesur olsun ki bu kadar olana bitene “dur” diyebilsin.
Derin bir nefes alırken düşünüyorum da, daha kalbimizi ağrıtan ne çok şey var…
Hayalimizde ki günlere ulaşmak için kaç nesil değişmesi gerekli bilmiyorum ancak bu gelecek nesilleri istediğimiz gibi yetiştirmek biz annelerin elinde…
Saygılarımla,
Süreyya Kocadağ®
Sosyolog
Uzm. Aile Danışmanı- Dikkat Eğitmeni


Çatlama Cesareti Gösteren Tohum musun?
Çatlama Cesareti Gösteren Tohum musun?
Ya Hep Ya Hiç…
Unutulan Konuşma…
Farklı Kuşak; ALFA
AK Parti Sözcüsü Çelik: “Cumhurbaşkanımız cumartesi sabahı tarihi bir konuşma yapacak”